STRES, RUH SAĞLIĞI VE STRES YÖNETİMİ
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
63
STRES, RUH SAĞLIĞI VE STRES YÖNETİMİ: GÜNCEL BİR GÖZDEN GEÇİRME
İlker KABA
Öz
Stres, kişilerin hayatını olumsuz yönde etkileyen bir faktör olmasının yanında çağımızın ve gündelik yaşantının
vazgeçilmez bir parçasıdır. Günlük hayatta strese maruz kalma durumu bireyin hem fiziksel, davranışsal,
duygusal ve psikolojik problemler yaşamasına hem de kronik bir hastalığa yakalanmasına yol açabilmektedir.
Bunun yanında stres ve strese verilen tepkiler, kişilerin hayatını oldukça güç hale getirebilmektedir. Bundan
dolayı, kişilerin stresle başa çıkmayı öğrenmeleri ve stresin negatif etkilerini asgari düzeye indirmeleri için stres
yönetimini bilmeleri oldukça önemlidir. Bu gözden geçirme yazısında; stres, stresin oluşumu, oksitosin hormonu
ve oksitosin hormonunun işlevi, başlıca stresle baş etme yöntemleri ele alınmıştır. Stresle başa çıkma ve stres
yönetimi için öneriler sunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Stres, stres yönetimi, ruh sağlığı, gözden geçirme, stresle başa çıkma
STRESS, MENTAL HEALTH VE STRESS MANAGEMENT: A CONTEMPORARY
REVIEW
Abstract
Stress is an indispensable part of everyday life as well as being a factor affecting people's life negatively. The
stress situation experienced in everyday life can cause a person to suffer both a physical, behavioral, emotional,
and psychological problem and a permanent disease. Moreover, the reactions that are exposed to the stress can
sometimes make the whole life of the individual difficult. For this reason, individuals need to learn how to live
with stress and how to manage their negative impacts in the least. In this review, stress, the formation of stress,
the oxytocin hormone and function of oxytocin, the main methods of coping with stress are discussed.
Suggestions for stress management are presented.
Key Words: Stress, stress management, mental health, review, coping with stress
GİRİŞ
Stres günümüzde, günlük hayatın önemli bir parçası haline gelmiştir. İnsan hayatının
tüm yönlerini, kişinin normal işlevlerini ve yaşam kalitesini etkileyebilmektedir. “Hatta strese
uzun süre maruz kalmak, bireyde çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol
açabilmektedir” (Eskin, Harlak, Demirkıran ve Dereboy, 2013). Araştırmalar, uzun süreli
stresin insan sağlığı üzerinde negatif etkilerinin olduğunu ortaya koymaktadır (Baltaş ve
Baltaş, 2008; Schneiderman, Ironson ve Siegel, 2005). Yaşamın her alanında karşılaşılan
stres, bireylerin bir zorluk ya da tehdit olarak algıladıkları durumlara karşı göstermiş oldukları
içedönük bir tepki olarak ya da çevresiyle etkileşim sonucu bazen zaman baskısı, bazen
beklenmedik bir olay veya tepki sonucunda maruz kalınan bir durum olarak tanımlanabilir
(Durna, 2006; Kara, 2009). Araştırmalar süreğen stresin günümüzde, başlıca ölüm nedenleri
Uzman Psikolojik Danışman, ikabapdr@gmail.com.
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
64
arasında yer alan kalp, damar ve dolaşım sistemi (kardiyovasküler) hastalıklarının
oluşmasında önemli bir etkisinin olduğunu ortaya koymaktadır. Stres ile ilgili çalışmalar,
stresin ruh sağlığıyla güçlü bir ilişkisinin olduğuna işaret etmektedir (Çevik ve Şentürk,
2008). Stres algısı ve stresli olaylara maruz kalma, sigara, alkol, uyuşturucu gibi madde
kullanımı ve madde bağımlılığı riskini de artırmaktadır (Siqueira, Diab, Bodian ve Rolnitzky,
2000; Simmons ve ark., 2009).
Stres, sadece beden sağlığını ve psikolojik sağlığı değil, aynı zamanda bireylerin
günlük tutum ve davranışlarını da olumlu veya olumsuz etkileyebilmektedir. Stres, organizma
için daima olumsuz bir faktör olarak değerlendirilmemelidir. Stres koşulları, bireyin
kapasitesini engelleyebilirken diğer taraftan kapasitesini ortaya koymasını da
sağlayabilmektedir. Hafif düzeydeki stres, kişi için uyarıcı olabilmekte, kişiyi harekete
geçirebilmekte ve motive etme işlevi görebilmektedir. Bununla birlikte yukarıda da ifade
edildiği gibi stresin düzeyi arttıkça, birey için psikolojik, fiziksel ve davranışsal sorunlar
görülebilmektedir (Bernestein, 1994; akt.: Eryılmaz, 2009; Rowshan, 2000).
Hans Selye, stres kavramını iyi stres (eustress) ve kötü stres (distress) olarak iki yönü
de kapsayacak şekilde kullanmıştır. Selye’ye (1974) göre optimum düzeyde stres,
organizmanın davranışta bulunması, çalışması ve gelişmesi için gereklidir. Bir diğer ifadeyle
yararlı stres; engeli aşmak, problem çözmek için gereken psikolojik ve bedensel güçlerin
toplamından oluşan bir motivasyondur (Akt.: Akdeniz, 2014). Baştaş ve Baltaş’a (2008) göre,
olumlu ya da olumsuz olması fark etmez; stres, organizmanın yaşamının her döneminde
görülebilmektedir. Kişinin gelişmesi ve kişisel doyum için stres gerekmektedir.
STRES
“Stres” kavramını ortaya atan ilk kişi, Kanadalı hekim ve endokrin uzmanı olan Hans
Selye’dir. Selye (1956) stresi, “bedenin, kendisine yönelik herhangi bir baskıya verdiği tepki”
şeklinde tanımlamıştır (Akt.: Butcher, Mineka ve Hooley, 2013). Bir diğer tanımda stres,
kişinin kendisiyle çevresi arasındaki dengeyi bozan ve kişinin dengesini korumak veya
sağlamak için daha çok çabalamasına yol açan içsel veya dışsal herhangi bir unsur olarak
tanımlanmaktadır (Humphrey ve King, 2000). Richlin-Klonsky ve Hoe (2003) ise, gündelik
hayat içinde bireyin karşılaştığı talepler ve yaşadığı değişmeye ayak uydurma süreçlerinin,
stresin temel kaynakları olduğunu ifade etmektedirler.
Stresin sözlük anlamına bakıldığında, Latince’de “estrictia”, Fransızca’da “estree”
sözcüklerinden geldiği görülmektedir. Kelime anlamları; “zorlanma, gerilme ve baskıdır”. On
yedinci yüzyılda bela, felaket, musibet, keder, dert, elem gibi anlamlarda kullanılmıştır. On
sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda kavrama yüklenen anlam değişmiş ve güç, baskı,
zorluk gibi anlamlarda ve nesnelere, bireye, organa ya da psikolojik yapıya yönelik olarak
kullanılmıştır. Stres; “nesnenin ve kişinin bu tür güçlerin etkisi ile biçiminin bozulmasına
karşı bir direnç” anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca kelime “bütünlüğü koruma” ve
“var olan duruma dönmek için harcanan çaba” halini de ifade etmektedir (Baltaş, 1997).
“Stres” sözcüğü genellikle bireylerin rahatsızlık duyduğu farklı yaşantılarını ifade
ederken kullanılmaktadır. Günümüz dünyasında büyük şehirlerde yaşayan insanların hemen
hepsinin gündelik hayatının bir parçası haline gelen stres, birçok araştırmaya konu olmuş ve
birçok bilim insanı tarafından birbirine benzer şekilde tanımlanmıştır. Graham-Bonnalie
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
65
(1972) stresi, “kişide istenmeyen ve hoş olmayan etkilere yol açan dıştan gelen zararlı bir
güç/baskı” olarak tanımlamıştır. Stres, zorlama ve uyum gösterme süreçlerinin içinde ortaya
çıkan karışık, davranışsal, duygusal tepkiler ile bu tepkilerin fiziksel bağlantılarına verilen
addır (Baltaş, 2000; Akt.: Yamak, 2015). McNerney (1974) stresi, “bedenin korkutucu,
heyecanlandırıcı, zihni karıştırıcı, tehlikeli ya da rahatsızlık verici durumlara karşı fiziksel,
zihinsel ve kimyasal tepkileri” olarak tanımlamıştır (Akt.: Byars, 2005). Lazarus ve
Folkman’a (1984) göre ise stres, “organizmanın iyilik halini tehlikeye sokan, kapasitesini
azaltıcı ve zorlayıcı olarak değerlendirilen kişi ve çevre arasındaki etkileşimdir.”
Stres, günlük hayatta karşılaşılan olayların ya da kişilerarası ilişkilerdeki baskı sonucu
hissedilen zorlanma veya sıkıntı durumudur. Stres, kişinin çevresel baskılara, çatışmalara,
gerilimlere ve benzer uyaranlara verdiği tepkiden kaynaklanan duygusal, bedensel veya
bilişsel bir tepki şeklinde tanımlanır (Newbury-Birch ve Kamali, 2001). Aynı stres kaynağı,
herkeste aynı duygusal tepkilere yol açmayabilir. Bir stresörün kişi tarafından ne şekilde
algılandığı oldukça önemlidir. Kişinin yaşadığı stresin düzeyi, stres kaynağını algılama
şekline göre değişiklik gösterebilir. Örneğin; Tüm dünyada artış gösteren yoğun silahlanma,
savaşlar, Afrika'da açlıktan ölme, evlenme, boşanma, sınava girme ve kırmızı ışıkta geçme
gibi olaylar karşısında herkesin yaşayacağı stresin seviyesi farklı olacaktır. Çünkü, kişilerin
bu stresörler karşısındaki algıları, düşünce, yorum ve inanç kalıpları farklıdır (Özer, 2015).
Stres, iç ve dış ortamdan kaynaklanan unsurların, kişi tarafından zararlı veya tehdit
edici olarak değerlendirilmesi sonucu, ruhsal ve bedensel boyutlarda ortaya çıkan aşırı
uyarılma halidir (Şanal-Karahan, 2016). Stres oluşturan bir durumdan söz ederken, o
durumdan ziyade, kişinin o durumu nasıl algıladığına ve yorumladığına, kullandığı savunma
mekanizmalarına ve stresle baş etme becerilerine dikkat etmek gerekmektedir (Aydın ve
İmamoğlu, 2001). Stres tepkisi, çevrenin beklentileri ile bireyin yapabilecekleri arasında
dengesizlik oluştuğunda ortaya çıkabilmektedir. Birey başlangıçta strese karşı atağa geçer,
direnir ve sonunda stres, tükenmişlik ile ciddi boyutlara ulaşabilir (Maraşlı, 2005).
Stresin nedenleri arasında ise şunlar sayılabilir; kontrol edilebilirlik, sınırların
zorlanması, yordanabilirlik, baskı, engellenme, içsel çatışma, tehdit ve değişme (Aydın,
2010). Stres, kişide fiziksel ve ruhsal beklentiler oluşturan bir eylem, olay veya dış etken
sonucunda, psikolojik durum ve bireysel farklılıklarla ortaya çıkan uyum gösterme belirtisidir
(Arpacı 2005; Durna, 2004). Stres tepkisi, organizmanın psikolojik ve bedensel sınırlarının
zorlanması ve tehdit edilmesi ile oluşan bir durumdur. Stres, ortamda ne olduğuna bağlı
olarak değil, organizmanın duruma nasıl tepki verdiğine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır
(Gibbons, 2012).
STRES BELİRTİLERİ
Stres; gerginlik, endişe, çatışma, uyarılma, ağır dış şartlar, duygusal çöküntü, benlik ya
da güvenlik tehdidi, engellenme vb. kavramların yerine kullanılabilmektedir (Baltaş ve Baltaş,
2008). Stres yaşayan kişide baş ağrısı, sindirim sorunları, yüksek tansiyon, nefes almada
zorluk, aşırı terleme gibi fiziksel semptomların yanı sıra; kaygı, öfke, gerginlik, keyifsizlik,
alınganlık, dikkat dağınıklığı, karamsarlık, kararsızlık, uyuma durumu ve düzensiz yemek
yeme gibi psikolojik ve davranışsal belirtiler de görülebilmektedir (Braham, 2002; ŞanalKarahan, 2016).
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
66
Stresin oluşması öncesi veya sonrasında birtakım belirtiler meydana gelmektedir.
Alanyazında stres belirtileri farklı şekillerde sınıflandırılmıştır. Stres belirtilerinin bazı
çalışmalarda (Aydın, 2008; Rowsan, 2000; Yamak, 2015) fiziksel, psikolojik ve davranışsal
olmak üzere üç ana başlık altında toplandığı; ekseriyetle ise fizyolojik ve psikolojik belirtiler
başlıkları altında incelendiği görülmektedir. Bu çalışmada da bu ikili sınıflandırma tercih
edilmiştir.
Fizyolojik Belirtiler: İnsan vücudundaki fiziksel değişimler, bazen yaşamakta olduğu
bir stresin sonucu olabilmektedir. Bu değişimler, stres kaynaklı olmayan biyolojik bir sorunun
belirtisi de olabilir ancak genellikle insan vücudunun stresli bir olaya reaksiyon vermesidir.
Stres durumunda çok sık karşılaşılan fizyolojik semptomlar şöyle sıralanabilir; iştahsızlık ya
da aşırı yeme, kilo kaybı ve zayıflık, kronik yorgunluk ve halsizlik, uykusuzluk, aşırı ya da
düzensiz uyku, bitkinlik, sıkça görülen baş ağrıları, vücudun çeşitli yerlerinde ve eklemlerde
ağrı hissetme, nefes darlığı, yüksek tansiyon, kalp çarpıntısı, aşırı hassasiyet, duygulanma,
gözlerden yaş gelmesi, aşırı sigara ya da alkol kullanma, normalin üstünde fiziksel ağrı ve acı
çekme, enerji kaybı, terleme, titreme, alerji, mide bulantısı veya mide krampları, yüksek sese
karşı aşırı duyarlılık, sıcak veya soğuk basması (Aydın, 2008; Batıgün ve Şahin, 2006;
Yamak, 2015).
Psikolojik Belirtiler: Ruhsal belirtiler, fizyolojik belirtiler kadar kolay
anlaşılmamakla birlikte genelde görünüş olarak oldukça zor fark edilmektedirler. Bu tür
belirtiler, çoğunlukla düşünme süreci, bireyin düşünceleri ve stresin bu işleyişi nasıl etkilediği
ile ilgilidir. Stresin psikolojik belirtileri, bireyin düşüncelerini başka kişilere açıklaması ve
davranışları aracılığıyla kendini belli etmektedir. Stres durumunda çok sık karşılaşılan
psikolojik semptomlar şöyle sıralanabilir; korku ve endişe, aşırı tedirginlik, alınganlık,
gerginlik, çabuk sinirlenme, geçimsizlik, yetersizlik, yersiz telaş yaşama, her şeyin boş
olduğuna inanma, yaşamdan zevk almama, hasta olmaktan korkma ya da hasta olduğunu
zannetme, yapılacak işleri unutma, olayları ve insanları hatırlayamama, bir işe uzun süreli
odaklanamama, benlik saygısında azalma, karar vermede güçlük yaşama, bir işi başlatabilme
yetersizliği, genellikle kötümser olma, kaygılı olma, çökkünlük hali, olumsuzluklara
odaklanma (Aydın, 2008; Aydın ve İmamoğlu, 2001; McMahon, 2011; Rowsan, 2000;
Şahin, Güler ve Basım, 2009; Yıldırım, 1991).
STRESİN OLUŞUMU
Stresin niçin ruhsal ve fiziksel problemlere yol açtığını anlayabilmek için stres
yaşandığında organizmada ne gibi değişiklikler olduğunu bilmek gerekmektedir.
Organizmada bir dizi biyolojik değişim gerçekleşir. Burada iki farklı sistem söz konusudur.
İlki olan “sempatik-adrenomodüler” (SAM) sistem, kaynakları harekete geçirmek amacıyla ve
“kaç ya da savaş” tepkisine hazırlanmak için tasarlanmıştır (Gunnar ve Quevedo 2007). Stres,
sempatik sinir sistemini uyaran hipotalamusta başlar. Bunu takiben böbreküstü salgı bezleri,
epinefrin olarak da bilinen adrenalin ve noradrenalin salgılar. Bunların kana karışmasıyla
beraber kalp atışı hızlanır. Aynı zamanda vücudun daha çabuk bir şekilde glikoz metabolize
etmesini sağlar (Butcher, Mineka ve Hooley, 2013).
Strese verilen tepkide rolü olan ikinci sistem, “hipotalamik-hipofiz adrenokortikal”
(HHA) sistemidir. Hipotalamus, sempatik sinir sistemini uyarmanın yanı sıra, “kortikotropin
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
67
salgılatıcı hormon” (KSH) olarak adlandırılan bir hormon salgılar. Kanla beraber bedene
yayılan bu hormon, hipofiz bezini uyarır. Hipofiz bezi bunun üzerine “adrenokortikotropik
hormon” (AKTH) salgılar. Bu hormon böbreküstü bezi korteksini uyararak “glukokortikoid”
olarak adlandırılan stres hormonlarının üretilmesini sağlar. İnsanlarda üretilen bu stres
hormonu, “kortizol” olarak adlandırılır. Kortizol, acil durumlarda çok işe yaramaktadır.
Organizmayı kaçmaya veya savaşmaya hazırlar. Aynı zamanda doğuştan gelen bağışıklık
tepkisini engeller. Bir diğer ifadeyle, bir yaralanma durumu olduğunda bedenin yangısal
tepkisi ertelenir. Kurtulma, iyileşmeden daha önceliklidir. Bunun yanında kortizol
hormonunun olumsuz bir işlevi de bulunmaktadır. Kortizol üretimi sonlandırılmazsa beyin
hücrelerine, özellikle de hipokampuse zarar verebilir. Bundan dolayı beyinde kortizolü
algılayan reseptörler bulunmaktadır. Bu reseptörler, stres tepkisinde rol oynayan salgı
bezlerinin faaliyetini durdurmak için tasarlanmış bir geribildirim mesajı yollamaktadır
(Butcher, Mineka ve Hooley, 2013; Civan, Özdemir, Gencer ve Durmaz, 2018).
Organizma bir tehdit veya sıkıntı verici bir uyarıcı ile karşılaştığında, beyindeki bir
sinir hücresi, bedenin diğer bölgelerine sinyaller gönderir ve saniyeler içinde çok karmaşık
birtakım bedensel tepkileri harekete geçirir. Enerji ve hareketten sorumlu sempatik sistem
hızlanır. Sindirim sistemi durur ve sistemdeki kan, kaslara ve beyne yönelir. Vücuda daha çok
enerji sağlamak için hormon üretimi artar. Tükürük salgısı engellenir, gözbebekleri genişler,
cinsel organların etkinliği ketlenir. İdrar torbası kasları ve bağırsak, kaçma durumunda bedeni
hafifletmek için gevşer, terleme artarak bedenin aşırı ısınması önlenmiş olur. Vücutta
depolanmış yağ ve şekerler, hızlı enerji sağlamak için kana karışır. Kanın deri yüzeyinden
çekilmesiyle, ten aynı zamanda soğuduğu için tüyler diken diken olur. Bu şekeri enerjiye
dönüştürmek için gerekli oksijeni sağlamak üzere solunum hızlanır. Beyne, kaslara ve gerekli
organlara yeterince kan göndermek üzere kalp atışları hızlanır ve kan basıncı artar. Eller,
ayaklar ve deriye yakın bölgelerdeki kan, gövde ve beyin kaslarına doğru ilerler. Bacak ve
kollarda oluşabilecek bir yaralanma durumunda daha az kan kaybı olması sağlanır. Kana daha
çok alyuvar karışarak, daha çok oksijen taşınmış olur. Kaslar hareket için hazırlanır ve
gerginleşir (Civan ve ark., 2018; Yamak, 2015).
OKSİTOSİN HORMONU VE İŞLEVİ
Oksitosin hormonu, hipotolamustan gelen uyarılar ile hipofiz bezinden salgılanır.
Bundan dolayı hipotalamustan gelen uyarılar oksitosinin salınımını baskılayabilir. Stres
meydana getiren her durum oksitosin salınımının azalması ile sonuçlanacaktır. Oksitosine
“sevgi hormonu” da denilmektedir. Oksitosinin seviyesi doğum, emzirme, cinsel aktivite ve
çok sevilen bir kişi görüldüğünde artmaktadır (Mete, 2013; Romano ve Lothian, 2008).
Korkulu ve stresli durumlar oksitosin sistemini uyararak hem merkezi sinir sisteminde
hem de merkezi sinir sisteminin dışında oksitosin salınımına sebep olmaktadır (Neumann
2007; Say ve Müjdeci, 2016). Oksitosin, stres ve anksiyete ile ilişkisinde çift yönlü bir işlev
görmektedir. Oksitosin, strese bağlı olarak oluşan belirtilere etki etmesinin yanında strese
cevap olarak da salınmaktadır (Carter, 1998; akt.: Türen, 2014). Yapılan çalışmalar göreceli
olarak sınırlı olsa da, oksitosinin stres azaltıcı etkisinin olduğu bildirilmiştir (Heinrichs,
Baumgartner, Kirschbaum ve Ehlert, 2003).
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
68
Oksitosin hormonunun, toplumsal eğilimlerin düzenlenmesi, bağlanma, sosyal destek,
anne davranışı ve güvenin yanı sıra strese ve kaygıya karşı korunmada anahtar rol oynadığı
bilinmektedir (Eşel, 2007). Oksitosinin etkilerinden biri de stresle tetiklenen kortizol
salınımını baskı altına alarak kaygıyı azaltması ve güven duygusu oluşturmasıdır (Heinrichs
ve ark., 2003; Heinrichs, von Dawans ve Domes, 2009; Say ve Müjdeci, 2016). Yapılan bir
araştırmada, tartışmadan önce çiftlere verilen oksitosin hormonunun kortizol ve anksiyete
seviyesini azalttığı, pozitif iletişimi ise arttırdığı görülmüştür (Ditzen ve ark., 2009). Oksitosin
salınımının beyinde dokunma, müzik ve güzel kokular ile uyarıldığı bulunmuştur.
Meditasyon, aromaterapi, sanat terapisi gibi alternatif terapilerin oksitosin hormonu salınımını
arttırdığı değerlendirilmektedir (Uvnas-Moberg ve Petersson, 2005).
STRES İLE BAŞ ETME YÖNTEMLERİ
Lazarus’a (1976) göre baş etme, çok genel bir kavramdır. Bu genel kavram, “doğrudan
eylemler” ve “hafifletici eylemler” olmak üzere iki kategoride incelenmektedir. Doğrudan
davranışlar; kişinin çevreyle etkileşimi sonucu beliren tehdit ve kavga gibi negatif durumları
kendi lehine çevirmeyi hedefleyen eylemlerdir. Kişinin tehlikeye karşı hazırlık yapması,
saldırganca tutum sergilemesi, kaçması veya hareketsizliği tercih etmesi gibi eylemler
doğrudan davranışlara örnek olarak verilebilir. Hafifletici eylemler ise, kişinin rahatlamasına
yöneliktir. Kişi, hafifletici eylemler sayesinde, duygusal olarak rahatsız edici durumlarda
kendini daha iyi hissedebilir. İşlevlerini, daha etkin veya daha rahat bir biçimde sürdürebilir
(Akt.: Eryılmaz, 2009).
Greenberg (1984), stres yönetiminde gerekli olan unsurları şu şekilde sıralamaktadır:
1. Katılım/ İştirak
2. Girişim isteği
3. İrade gücü
4. Bilgi
5. Sağduyu
Kişinin stres durumunda gösterdiği baş etme yöntemleri, “aktif ve probleme yönelik”
olanlar ve “pasif ve savunmaya yönelik” olanlar olarak iki gruba ayrılabilir. Bu yöntemler
stres durumunu azaltabiliyorsa hatta ortadan kaldırabiliyorsa, “yeterli” veya “fonksiyonel”
olarak görülebilir. Aksine daha çok strese neden oluyorlarsa “yetersiz” veya “fonksiyonel
olmayan” mekanizmalar olarak isimlendirilirler. Yetersiz yöntemleri de iki grupta toplamak
mümkündür (Şahin, 1994; akt.: Doğan, 1999):
a. Uygun Olmayan Davranışlar: Alkole/maddeye sığınma, kaçma davranışları,
saldırganlık, içe kapanma, depresyon, intihar ve diğer ruhsal problemler.
b. Kendini Aldatmaya Yönelik Davranışlar: Rasyonalizasyon, bastırma, reddetme,
yansıtma gibi çeşitli savunma mekanizmaları.
Yeterli yöntemleri ise üç grupta incelemek mümkündür (Şahin, 1994; akt.: Doğan,
1999):
a. Bedene Yönelik Yöntemler: Derinlemesine kas gevşetme, meditasyon, yoga gibi
çeşitli gevşeme teknikleri, nefes egzersizleri, doğru beslenme, aerobik-jimnastik.
b. Duygu ve Düşüncelere Yönelik Yöntemler: Yaşama bir bilim insanı gibi
yaklaşmayı alışkanlık haline getirme. Stres faktörlerini bir tehdit gibi yorumlamak yerine
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
69
yetenekleri test etme olanağı olarak yorumlama, mantıkdışı inançlarını/varsayımlarını test
etmeyi öğrenme, duygularını başka insanlarla paylaşabilme, duygularını açıkça ve uygun
şekilde ifade edebilme.
c. Duruma Yönelik Yöntemler: İletişim becerilerini geliştirme, zamanı iyi kullanma,
sosyal desteklerden faydalanma, atılgan davranışları geliştirme, sorun çözme becerilerini
geliştirme.
Hefferon ve Boniwell’e göre (2014) kişilerin stresli ya da zor durumlarla
karşılaştıklarında kullandıkları problem odaklı ve duygu odaklı olmak üzere iki temel başa
çıkma yöntemi vardır. “Problem odaklı başa çıkma”, bireyin stresli durumu tanımladığı ve
bunun üstesinden gelmek için etkili adımlar attığı yöntemdir. “Duygu odaklı başa çıkma” ise,
bireyin diğer kimselere yönelmesi ve sosyal destek arayışı içinde olmasını içermektedir. Bu
tür baş etme stratejisi, bireyin varolan durumu görmezden gelmesini ve sorun çözmek adına
yapılacak olan herhangi bir etkileşimden kaçınmasını kapsamaktadır (Hefferon ve Boniwell,
2014; akt.: Şanal-Karahan, 2016).
Stresle başa çıkma yolları 3 ana başlıkta ele alınmaktadır (Baltaş ve Baltaş, 2008):
1. Bedenle İlgili Yöntemler
a. Gevşeme Egzersizleri
b. Fiziksel Egzersiz
c. Beslenme
2. Zihinsel Yöntemler
a. Akılcı Olmayan İnançlar
b. Zihinsel Düzenleme Tekniği
3. Davranışçı Yöntemler
a. A tipi davranış biçiminin değiştirilmesi
b. Güvenli davranış biçiminin kazanılması
c. Zaman Yönetimi
d. Öfke Yönetimi
Stres tepkisi, bütünüyle engellenmesi ve yok edilmesi gereken bir durum değildir.
Stres, belli bir ölçüye kadar kişinin başarma azmini ve mücadele gücünü artıran, zorluklarla
baş etmesini kolaylaştıran ve kişiye direnme gücü sağlayan zihinsel, fiziksel ve duygusal bir
tepkidir. Çoğu birey başarısını, yaşamlarındaki stresle desteklenen bir azim ile elde etmiştir.
Çünkü stres, uygun düzeyde ve nitelikte olduğunda bireyi geliştiren, harekete geçiren,
kuvvetlendiren ve kişiye deneyim kazandıran bir uyarıcıdır (Barutçugil, 2004; akt.: ŞanalKarahan, 2016).
Stresle başa çıkmanın ise üç temel amacı olduğu öne sürülmektedir. Bu amaçlar şu
şekilde ifade edilebilir (Baltaş ve Baltaş, 2008; Yaşar, 2008):
• Kısa vadede: Strese karşı etkin başa çıkmak amacıyla izlenecek bütün yöntem ve
kuralları öğrenmek.
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
70
• Orta vadede: Stresin zararlarını ve nedenlerini öğrenerek stresin belirtilerinin
önceden farkına vararak stresin zararlı yönlerinin etkilemeyeceği bir yaşam biçimi
oluşturmak. Stresin olumlu yönlerini gerektiği yerde kullanabilmek.
• Uzun vadede: Stresin yönetilebildiği, huzur dolu, sağlıklı, düzen içerisinde ve verimli
bir yaşam sürebilmek.
Stresle baş etmede etkin olunması gereken bireysel stratejiler aşağıda sıralanmıştır
(Lamberton ve Minor, 1995; akt.: Tan, 2006):
• Kişilik özelliklerinin değiştirilmesi,
• Hayatın kontrol altına alınması,
• Gündelik yaşamda şakaya ve mizaha yer verilmesi,
• Kişinin kendisini başka bireylerle kıyaslamaması,
• Stres ve stres tepkisinin avantajları ve olumlu yanlarının kullanılması,
• Süreğen ve başa çıkılamayan stres ile yaşamanın öğrenilmesi.
Stresle baş etme ya da stres yönetiminin birçok tekniği vardır. Başlıca stresle başa
çıkma yolları şu şekilde sıralanabilir: Fiziksel egzersiz/spor, nefes ve gevşeme egzersizleri,
uyku, sağlıklı ve dengeli beslenme, zaman yönetimi, hipnoz/hipnotik telkinler ve biyolojik
geri bildirim.
Fiziksel Egzersiz/Spor
Fiziksel egzersizin ya da sporun stresi, öfkeyi, gerginliği ve depresyonu azalttığı ve
insanlara kendilerini daha iyi hissettirdiği bilinmektedir. Bununla birlikte fiziksel egzersiz,
baş edilemeyen veya yönetilemeyen stresin, fizyolojik ve ruhsal sonuçlarını da azaltmaktadır.
Bu yönleriyle egzersiz, stresle baş etme yollarının en etkili yöntemlerinin başında gelmektedir
(Yates, 1989; akt.: İlgar, 2001).
Fiziksel egzersiz ve sporun birçok faydası bulunmaktadır. Bu faydalar; kas gevşemesi,
zihinsel gevşeme, çalışma hayatında işlevselliğin artması, uyanıklık düzeyinde ve enerjide
artış, rahatlık, duygusal boşalma, daha verimli ve kaliteli uyku, fiziki dayanıklılığın artması,
endişelerde azalma, bel ve sırt ağrılarında azalma, kalp hastalığı riskinin azalması, özgüvende
yükselme ve daha iyi bir sağlık şeklinde sıralanabilir (Baltaş ve Baltaş, 2008).
Nefes ve Gevşeme Egzersizleri
Doğal ve uygun nefes alıp verme burundan ve karın hareketleri ile yapılır. Bu nefes
diyaframdan alınan nefestir (Gümüş, 2006). Diyaframdan alınan nefes, ciğerleri oksijen ile
doldururken, karnın dışarı doğru itilmesiyle alınan nefestir. Nefes verirken de karın hafifçe
içeri doğru çekilmek suretiyle diyafram çalıştırılmış olunur. Doğru diyafram nefesi almak
için, nefes burundan alınıp ağızdan verilmelidir. Diyafram nefesi, yatmakta olan veya çiçek
koklayan kişinin doğal nefes alış biçimidir (Kolçak, 1998; akt.: Ertürkler, 2009). İnsanlar,
doğduğu zaman doğal ve rahatlatıcı olan bu nefes alıp verme biçimini zamanla kaybeder ve
daha çok göğüs hareketleriyle nefes alıp vermeye alışır. Bu yolla yapılan nefes alışverişi,
özellikle gergin ve öfkeli zamanlarda daha hızlı ve yüzeysel olmakta ve gerilimin daha da
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
71
artmasına neden olmaktadır. Çünkü alınan nefes, sadece ciğerlerin üst kısmında
toplanmaktadır (Gümüş, 2006).
Diyaframın devreden çıkarılması ile yapılan solunum, beyin ve kaslara giden oksijen
miktarını azaltırken; karbondioksitin çok miktarda dışarı verilmesine de yol açmaktadır.
Böylece, organizmaya bir tehditle karşı karşıya olduğunun işareti verilir ve kaslar gerilir. Bu
durum kalp çarpıntısının artmasına, baş dönmesine, kendinden geçme hissine, kesik ve hızlı
solumaya, dudakların ve parmakların titremesine hatta aşırı soluk verme ile bilincin
kaybedilmesine sebebiyet verebilir. Doğal ve uygun nefes alıp verme, gerginliğin
giderilmesinde son derece etkili olabilir. Bilinçli bir biçimde, doğal nefes alıp verme
alıştırmaları yapılmak suretiyle bu giderek otomatik hale getirilebilir. Bu sayede, kasların
gevşemesi sağlanabilir (Gümüş, 2006).
Kişinin beden işlevlerini istendik bir biçimde terk etmesi esasına dayanan gevşeme
egzersizi, beyni bir imge veya mesaj üzerinde yoğunlaştırma, serbest çağrışımlar yaptırma ya
da zihinsel sessizlik içinde olmak biçiminde yapılmaktadır. 15-20 dakika boyunca bu
durumda kalan bireyler, gözlerini huzur ve stresten kurtulma duygusu içinde açabilir ve
kendilerini oldukça enerjik hissedebilirler. Gevşeme egzersizleri; solunum, kalp atışı, vücut
ısısı ve kan basıncı ölçümlerinde önemli değişimler meydana getirmektedir (İlgar, 2001).
Gevşeme egzersizlerinde amaç, gevşeme becerisinin öğretilmesidir. Gevşeme,
herhangi bir durumda ve hızlıca yapılabilmektedir. Otomobil kullanmak, yüzmeyi öğrenmek,
bisiklete binmek gibi herhangi bir beceriye benzetilebilir. Gevşeme egzersizlerini öğrenmek
için vakit ayırmak ve bol bol alıştırma yapmak gerekmektedir. Birey, bu beceride
ustalaştığında, gevşeme egzersizini birçok yerde uygulayabilir. Halka açık yerlerde, bankta
otururken ya da yürüyüş yaparken de dikkat çekmeyecek biçimde, gevşeme egzersizi
yapılabilir (Öst, 1986; akt.: Yıldırım, 1991).
Gevşeme eğitimi, stres yaşayan kişide başlayan stres tepkisine tam zıt bir etki
yapmaktadır. Stres yaşandığı an kaslar gerilmekte, kan basıncı ve kan şekeri yükselmekte,
solunum artmaktadır. Gevşeme egzersizleriyle ise kaslar rahatlar, solunum yavaşlar, tansiyon
düşer ve kan şekeri azalır. Gevşeme tekniği kullanıldığında, vücutta başlayan psikosomatik
stres tepkisi kırılır ve stresin zararları engellenebilir (Baltaş ve Baltaş, 2008).
Uyku
Uyku, stresle baş edebilmek için oldukça önemli bir argümandır. Uykusuzluk, kişilerin
enerjisini tüketir ve performanslarında düşüşe yol açabilir. Yeteri kadar uyumayan bireyler,
problemlerini çözmek için gereken enerjiden yoksun kalmaktadırlar. Hatta ciddi uykusuzluk
problemi yaşayan kişiler, kontrolü tamamen kaybettikleri hissine kapılabilmekte ve stres
düzeyleri artmaktadır (İlgar, 2001).
Yeterince uyumuş ve dinlenmiş birey, yaşadığı stresle daha etkili bir biçimde başa
çıkabilir. Kişinin kendisini etkin ve iyi hissetmek için ne kadar uykuya gereksinimi varsa, o
kadar uyumalıdır (Cerrah ve Semiz, 2000; akt.: Seyhan, 2007). Kafein ve türü maddeler,
merkezi sinir sistemini uyararak sistemin uyanık kalmasına neden olmaktadır. Alkollü
içecekler, sindirildikten sonra gece uyanmaya neden olabilir. Nikotin güçlü bir uyarıcıdır.
Uyuyamama veya kronik uykusuzluk, can sıkıcı ve çok rahatsız edici bir durum
olabilmektedir. İnsanların çoğu, uyuyamama konusunda endişe duydukları için uykuya
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
72
dalmakta güçlük yaşarlar. Endişe ve stres düzeyinin azaltılması, uyku kalitesini arttırabilir
(DHSVIC, 2002; akt.: Seyhan, 2007).
Stres ve yoğun kaygı, fazla enerji tüketmeye neden olmaktadır. Birey bundan dolayı
bir süre sonra kendisini güçsüz, zayıf, sebebi belirsiz yoğun bir endişe yaşayan, kaliteli
uyuyamayan, gergin, öfkeli, çabuk heyecanlanan bir kişi olarak hissedebilir. Kişinin
karşılaştığı ya da karşılaşma ihtimali olan davranışsal problemler; içe kapanma, uyuma isteği,
uykusuzluk, iştahsızlık, konuşma güçlükleri, yemek yemede artış, sigara, alkol gibi maddelere
aşırı düşkünlük, gevşeyememe şeklinde sıralanabilir (Griffin, 1990; Soysal, 2009; Sökmen,
2005). Uyku, yaşamın vazgeçilmez ihtiyaçlarından biridir ve genel olarak sağlıktaki bir
aksama, kendini ilk olarak uyku düzeni ve kalitesinde gösterdiği için uyku düzensizliği de
bireyin genel sağlığında ve günlük yaşamında doğrudan etkilere neden olabilmektedir.
Bundan dolayı stresi yönetme ve stresle baş etmede kaliteli ve dinlendirici bir uyku oldukça
önemlidir.
Dengeli ve Sağlıklı Beslenme
Sağlıklı beslenmenin iyi ve kaliteli yaşama olan katkısı, yadsınamaz bir gerçektir.
Kötü beslenme alışkanlıkları ise sempatik sinir sistemine bağlı stres tepkilerini doğrudan
uyararak veya yorgunluğu ve sinirsel duyarlılığı artırarak stres oluşumuna yol açabilmektedir.
Her iki durumda da gündelik hayatın stresine karşı olan dayanma gücü, önemli ölçüde
azalmaktadır (Girdano ve Everly, 1994; akt.: İlgar, 2001). Protein, su, karbonhidrat, yağ,
mineral ve vitamin gibi besinlerin gereğinden fazla alınması organizma için zararlıdır (Çetin,
2011).
Bedeni dengede tutacak biçimde beslenmek, stresle baş etme yöntemlerindendir.
Araştırma sonuçlarına göre; stres ile beslenme arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu
görülmektedir (İlgar, 2001; Schafer, 1987; Tan, 2006; Yamak, 2015). Özellikle doymuş
yağlar ve kafein gibi bazı gıda maddelerini ihtiva eden yiyeceklerin strese neden olduğu; hatta
strese karşı kişiyi daha duyarlı hale getirdiği bulunmuştur. Bundan dolayı, stresi yönetmek ve
stresle daha etkin baş edebilmek için, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme düzenini gözden
geçirmek oldukça önemlidir (Schafer, 1987; Tan, 2006). Dengeli beslenme, özellikle stresin
bedensel belirti ve sonuçlarını azaltmaya imkân sağlamaktadır. Eğer yeme ve su içme
gereksinimleri yeterince karşılanmazsa stres düzeyi yükselebilir ve vücudun tüm toparlanma
faaliyetleri sekteye uğrayabilir (Loehr, 1999; akt.: Yamak, 2015).
Zaman Yönetimi
Zaman, yaşamdır. Geçen zamanı telafi etmenin ve yerine koymanın olanağı yoktur.
Zamanı boşa geçirmek, yaşamı boşa geçirmek anlamına gelmektedir. Buna karşın kişinin
geçen zamana hâkim olması, yaşamına hâkim olması demektir. Zamanı iyi kullanan birey,
yaşamının kalitesini yükseltebilir ve geçen zamandan kendisi ve hedefleri için en iyi şekilde
faydalanabilir. Zamanı iyi kullanmak için; amaç ve öncelikleri belirleyerek kişinin zamanını
gerçekten yapmak istediği şeylere ayırması ve yaşamından daha fazla doyum alması
gerekmektedir. Zamanını iyi yönetmeyen ve düzenlemeyen birey kaçınılmaz olarak stres
yaşamaktadır (Baltaş ve Baltaş, 2008).
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
73
Alanyazında, zaman yönetimi ile stresin ilişkisinin incelendiği çalışmalar (Adams ve
Jex, 1999; Bond ve Feather, 1988; Francis‐Smythe ve Robertson, 1999; Macan, 1996; Sungur,
2018; Tecer, 2019; Türe, 2013) olduğu görülmektedir. Bu araştırmaların ortak sonucu; stres
ile zaman yönetiminin negatif yönlü bir ilişkiye sahip olduğudur. Zamanı iyi yönetmek,
kişinin kavrama gücüyle doğrudan alakalıdır (Haynes, 1999). Bireyin zamanını iyi
kullanması, kendi hayatını kontrol altında tutabilmesi anlamına gelmektedir. Bu faktörler
bireyin ruhsal ve sağlıklı olarak gelişebilmesi ve başarılı olabilmesi için oldukça önemlidir
(Eldeleklioğlu 2008). Zamanı iyi kullanamama, işleri erteleme, yapılacak işleri son ana
bırakma ve zaman baskısı altında olma, önemli stres kaynaklarıdır. Bundan dolayı yapılacak
işlere dair planlama yapma ve zamanı kullanma, zaman yönetimine yönelik davranışlar,
zaman baskısından kaynaklanan stresle başa çıkmada oldukça etkilidir (Çakır, 2006).
Haynes’e (1999) göre zamanı etkili yönetememenin en belirgin nedenleri şu şekilde
sıralanmaktadır:
• Plansızlık,
• Öncelikleri belirleyememe ve sıralayamama,
• Erteleme,
• Acelecilik,
• Verimsiz okuma,
• Rutin ve gereksiz işler,
• “Hayır” diyememe,
• Verimsiz ve gündemsiz toplantılar,
• Kararsızlık,
• Dağınık masa.
Zaman yönetimi ile ilgili süreçler, genel olarak aşağıdaki üç davranışı içermektedir:
• Zamanı Değerlendirme Davranışları: Burada ve şimdi veya geçmişte, şimdiki
zamanda ve gelecekte farkındalık yaratma amacıyla gerçekleştirilen davranışlar ve bir kişinin
yetenekleri dahilinde olan görev ve sorumluluklarını kabul etmesini içermektedir (Kaufman,
Lane ve Lindquist, 1991; Tecer, 2019).
• Planlama Davranışları: Amaçların belirlenmesini, yapılacak işlerin planlanmasını,
önceliklerin saptanmasını, listelerin yapılmasını ve işlerin kategorize edilmesini
kapsamaktadır (Britton ve Tesser, 1991; Macan, 1996).
• İzleme Davranışları: Faaliyetleri gerçekleştirirken zamanın kullanımını
gözlemlemeyi amaçlayan, görevlerin sekteye uğramalarını engelleyen ya da bir sınırlama
getiren davranışları kapsamaktadır (Tecer, 2019; Zijlstra, Roe, Leonora ve Krediet, 1999).
Hipnoz/Hipnotik Telkinler
“Hipnoz” terimi, ilk olarak tıp doktoru James Braid tarafından 1841’de kullanılmıştır.
Braid, gözlemlenen olguların, uykuya benzer bir ruhsal durum nedeniyle ortaya çıktığını ileri
sürmüştür. Psikolojide yirminci yüzyıl başlarında davranışçı yaklaşımların gelişmesiyle,
hipnoza olan ilgi azalmış olsa da kaygının davranışçı terapisinde gevşemeyi sağlamak
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
74
amacıyla hipnoz kullanılmaya devam edilmiştir (Burrows ve Stanley, 2005; akt.: Konyalıoğlu,
2013).
Hipnoz tekniğinin, klinik anlamda daha çok Travma Sonrası Stres Bozukluğu
tedavisinde kullanıldığını gösteren çalışmalar (Kavakçı, Yıldırım ve Kuğu, 2010; Özer ve
Özmen, 1999; Spiegel, 1989; Spiegel ve Cardena, 1990) olsa da hipnoz, stres yönetimi için de
tercih edilmektedir. Stres yönetim stratejilerinin (Hipnoz, Aşamalı Gevşeme) etkililiği üzerine
yapılan bir çalışmada (Pekala, Forbes ve Contrisciani, 1989; akt.: Yıldırım, 1991), bu tür
tekniklerin katılımcıların stres düzeylerini düşürdüğü belirtilmektedir.
Birçok çalışma hipnozun; sınav kaygısı, stres, tıbbi müdahaleler gibi durumsal
anksiyete içeren durumlarda ve baş ağrısı gibi stres kaynaklı rahatsızlıklarda etkili bir teknik
olduğunu ortaya koymaktadır (Hammond, 2010; akt.: Konyalıoğlu, 2013). Hipnoterapi ve
kendi kendine yapılan hipnozun (otohipnoz), bireyin kaygı veya stresini manidar bir biçimde
azalttığını ve bu durumun sadece kaygı bozuklukları değil stres ve anksiyete içeren herhangi
bir sorun durumunda da geçerli olduğu ifade edilmektedir (Smith, 1990).
Kai ve Yu (2006), sınav kaygısı yaşadığı belirlenen üniversite öğrencilerine Stres
Yönetimi Programına uygulamışlardır. Hipnoz, Bilişsel-Davranışçı Terapiye ek olarak
uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirmelerde öğrencilerin stres ve sınav kaygılarındaki
azalma oranı düşük olmasına rağmen, öğrenciler kişisel raporlarında sınavlara bakış açılarının
pozitif yönde değiştiğine vurgu yapmışlardır. Sapp’ın (1990) yaptığı deneysel çalışmada ise,
stres ve sınav kaygısını azaltmak için bilişsel davranışçı hipnoz yöntemi kullanılmıştır. Altı
haftalık çalışmadan sonra hipnozun, stresi ve sınav kaygısını azalttığı ve akademik
performansı arttırdığı saptanmıştır.
Biyolojik Geribildirim (Biofeedback)
“Biyolojik geribildirim” kavramı, 1960’lı yıllarda ortaya çıkmıştır. Biyolojik
geribildirim; “kişinin fizyolojik faaliyetlerini, bu faaliyetlerle ilgili bilgi almasını sağlayarak,
istemli olarak kontrol etmesini arttırmaya çalışan teknikler” olarak tanımlanmaktadır. Bir
diğer ifadeyle biyolojik geribildirim, biyolojik süreçler hakkında bilgi edinme şeklinde
tanımlanabilir (Olton ve Noonberg, 1980; akt.: Aktop, 2008). Biyolojik geribildirimle
biyolojik fonksiyonlar hakkında elde edilen bilgilerin temel hedefi, kişinin bu fonksiyonları
kendisinin düzenleyebilmesini sağlamaktır (Petruzzello, Landers ve Salazar, 1991).
Son yıllarda biyolojik geribildirim, özellikle tıp, sağlık ve psikoloji alanlarında yaygın
olarak kullanılmaya başlanan bir yöntemdir. Biyolojik geribildirimin kullanıldığı hastalık türü
gün geçtikçe artmaktadır. Son zamanlarda yaygın olarak kaygı, stres, ülser, migren ağrıları,
felç ve astım tedavilerinde kullanılmaktadır (Olton ve Noonberg, 1980; akt.: Aktop, 2008).
Biyolojik geribildirim, kişilerin kalp atış hızı, kas gerilim seviyesi veya kan basıncı
gibi fonksiyonlarına ilişkin farkındalığını arttırmayı hedefler. Birey bunun için bir izleme
ekipmanına bağlanır ve kişiye pozitif tepki vermeyi (örneğin, kan basıncının veya bir yüz
kasındaki kasılmanın azalması) ne zaman başardığına ilişkin ipuçları (örneğin, sinyal sesi)
verilir. Zamanla, kişinin içsel tepkilerine yönelik farkındalığı artar ve gerektiğinde bu
tepkilerini değiştirebilmeye başlar. Uzun süreli bağ ağrısı veya stres yaşayan bireylerde
biyolojik geribildirimin etkili olduğu görülmüştür (Butcher, Mineka ve Hooley, 2013;
Köknel, 1998).
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
75
SONUÇ ve ÖNERİLER
Stresten zarar ya da yarar görmek, büyük ölçüde kişinin kendisine bağlıdır. Çünkü
stres tepkisi, kişiyi psikolojik ve fizyolojik olarak tehdit eden bir ağırlık olabildiği gibi,
yaşamın güçlükleriyle baş edebilmede enerji veren bir güç de olabilir. Birey stres yaşadığında,
beden otomatik olarak tepki vermeye başlar; kalp atışı hızlanır, terler, nefes alışverişi hızlanır,
kas gerilimi artar. Kısacası vücut, teyakkuz haline geçer. Bu teyakkuz haliyle yani stresle başa
çıkmak mümkündür. Bireyin yaşadığı stresin çok büyük bir kısmı, olayın veya durumun
kendisinde değil o olaya veya duruma yüklediği anlamdadır.
Stres yönetimi için bedende ve zihnindeki değişimlerin farkında olunmalıdır. Bununla
birlikte strese yol açan düşünce kalıplarını kullanmamak ya da olabildiğince az kullanmak
faydalı olacaktır. Doğru nefes alıp vermek suretiyle aslında bedene her şeyin yolunda olduğu
mesajı verilebilir. Bunun yanında stresle başa çıkmada en önemli yöntemlerden biri de
düzenli spor ve egzersizdir. Çünkü kaslar düzenli egzersizle rahatlar, nefes alışverişi
düzenlenir ve spor daha sağlıklı düşünmeye ve hissetmeye yardımcı olur. Pasif ve hareketsiz
bir yaşam sürmek, stresi perçinlemektedir.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise düzenli ve yeterli uyku ve sağlıklı
beslenmedir. Uykusuzluk ya da düzensiz uyku ve sağlıksız beslenme, kısır döngü halinde
birbirlerini besleyerek daha çok strese neden olabilir. Zamanı etkili kullanmak da stresle baş
etmede etkili bir yöntemdir. Zaman yönetimi, genel hatlarıyla 3 basamaktan oluşur: 1.
Planlama 2. Uygulama 3. Değerlendirme. Bir diğer stres yönetimi tekniği de belirsizlikleri
ortadan kaldırmaktır. Belirsizlik, en önemli stres kaynaklarından biridir. Yaşamdaki
belirsizlikleri azaltmak, kontrol edilebilen kısımları kontrol edebilmek stresi azaltacaktır.
Stres yönetimi için özetle aşağıdaki maddeler önerilmektedir:
* “Hayır” diyebilmek,
* Aşırı mükemmeliyetçi olmamak,
* Paylaşmak, biriktirmemek,
* Hobi edinmek, kendine zaman ayırmak,
* Spora ve sağlıklı beslenmeye önem vermek,
* Bedenine iyi bakmak,
* Nefes egzersizini ve gevşemeyi öğrenmek,
* Sevdiklerine zaman ayırmak,
* Dinlenmeyi ihmal etmemek,
* Planlı olmak,
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
76
* Ertelememek.
KAYNAKÇA
Adams, G. A., & Jex, S. M. (1999). Relationships between time management, control, workfamily conflict, and strain. Journal of Occupational Health Psychology, 4(1), 72-77.
Akdeniz, S. (2014). Farklı merhamet düzeylerine sahip üniversite öğrencilerinde depresyon,
anksiyete, stres ve duygusal zekanın incelenmesi (Yayınlanmamış Doktora Tezi).
Necmettin Erbakan Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Konya.
Aktop, A. (2008). Biyolojik geribildirimle zihinsel antrenman yönteminin dart performansına
etkisinin incelenmesi (Yayımlanmamış Doktora Tezi). Akdeniz Üniversitesi Sağlık
Bilimleri Enstitüsü, Antalya.
APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) (2005). Psikiyatride hastalıkların tanımlanması ve
sınıflandırılması elkitabı (DSM-IV-TR). (Gözden geçirilmiş 4. baskı). (E. Köroğlu, Çev.
ed.). Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) (2014). Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal elkitabı
(DSM-5) (E. Köroğlu, Çev. ed.). Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Arpacı, F. (2005). Sekreterlerin çalıştıkları yöneticinin kademesine göre stres kaynaklarının
incelenmesi. Gazi Üniversitesi Endüstriyel Sanatlar Eğitim Fakültesi Dergisi, 17, 1-17.
Aydın, B. ve İmamoğlu, S. (2001). Stresle başa çıkma becerisi geliştirmeye yönelik grup
çalışması. M. Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 14, 41-52.
Aydın, İ. (2008). İş yaşamında stres. (3. Baskı). Ankara: Pegem Akademi Yayınları.
Aydın, K. B. (2010). Stresle başa çıkma. (2. Baskı). (U. Öner, Ed.). Ankara: Nobel Yayın
Dağıtım.
Baltaş, A. (1997). Stres altında ezilmeden öğrenmede ve sınavlarda üstün başarı. İstanbul:
Remzi Kitabevi.
Baltaş, A. ve Baltaş, Z. (2008). Stres ve başaçıkma yolları. (24. Baskı). İstanbul: Remzi
Kitabevi.
Batıgün, A. D. ve Şahin, N. H. (2006). İş stresi ve sağlık psikolojisi araştırmaları için iki
ölçek: A-tipi kişilik ve iş doyumu. Türk Psikiyatri Dergisi, 17(1), 32-45.
Bond, M. J., & Feather, N. T. (1988). Some correlates of structure and purpose in the use of
time. Journal of Personality and Social Psychology, 55(2), 321-329.
Braham, B. (2002). Stres yönetimi. Ateş altında sakin kalabilmek. (3. Baskı). (Çev. Vedat G.
Diker). İstanbul: Hayat Yayınları.
Breslau, J., Aguilar-Gaxiola, S., Kendler, K. S., Su, M., Williams, D., & Kessler, R. C.
(2006). Specifying race-ethnic differences in risk for psychiatric disorder in a USA
national sample. Psychological Medicine, 36(1), 57-68.
Breslau, N., Davis, G. C., Andreski, P., and Peterson, E. (1991). Traumatic events and
posttraumatic stress disorder in an urban population of young adults. Archives of
General Psychiatry, 48(3), 216-222.
Britton, B. K., & Tesser, A. (1991). Effects of time-management practices on college
grades. Journal of Educational Psychology, 83(3), 405-410.
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
77
Butcher, J. N., Mineka, S. & Hooley, J. M. (2013). Anormal psikoloji (Çev. Okhan Gündüz).
İstanbul: Kaknüs Yayınları.
Byars, J. L. (2005). Stress, anxiety, depression, and loneliness of graduate counseling
students: the effectiveness of group counseling and exercise (Unpublished Doctoral
Dissertation). Texas Tech University.
Civan, A., Özdemir, İ., Gencer, Y. G., & Durmaz, M. (2018). Egzersiz ve stres hormonları
Türkiye Spor Bilimleri Dergisi, 2(1), 1-14.
Çakır, İ. (2006). Polislerin iş stresi ve bazı değişkenlere göre stresle başa çıkma tarzlarının
karşılaştırılması (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Çukurova Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Adana.
Çetin, M. (2011). Sağlıklı yaşama ve hastalıklardan korunma. Aile, Çalışma ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı Bülteni. 05.05.2019 tarihinde https://www.aep.gov.tr/wpcontent/uploads/2019/04/05_02_Sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1-Ya%C5%9FamaKitab%C4%B1.pdf adresinden erişildi.
Çevik, A. ve Şentürk, V. (2008.) Tarihsel süreçte psikosomatik tıp ve psikosomatik
bozukluklara genel bir bakış. Türkiye Klinikleri Psikiyatri Dergisi, 1, 1-11.
Ditzen, B., Schaer, M., Gabriel, B., Bodenmann, G., Ehlert, U., & Heinrichs, M. (2009).
Intranasal oxytocin increases positive communication and reduces cortisol levels during
couple conflict. Biological Psychiatry, 65(9), 728-731.
Doering, L., Moser, D., and Dracup, K. (2000). Correlates of anxiety, hostility, depression,
and psychosocial adjustment in parents of NICU infants. Neonatal Network, 19(5), 15-
23.
Doğan, T. (1999). Başkent Üniversitesi öğrencilerinin stresle başaçıkma stratejilerinin bazı
değişkenlere göre incelenmesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Hacettepe
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Durna, U. (2004). Stres, A ve B tipi kişilik yapısı ve bunlar arasındaki ilişki üzerine bir
araştırma. Yönetim ve Ekonomi: Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Dergisi, 11(1), 191-206.
Durna, U. (2006). Üniversite öğrencilerinin stres düzeylerinin bazı değişkenler açısından
incelenmesi, İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 20(1), 133-150.
Eldeleklioğlu, J. (2008). Ergenlerin zaman yönetimi becerilerinin kaygı, yaş ve cinsiyet
değişkenleri açısından incelenmesi. İlköğretim Online, 7(3), 656-663.
Ertürkler, A. (2009). Müzikle gevşeme teknikleri kullanılarak verilen problem çözme
eğitiminin öğretmenlerin sınıf yönetim becerilerine etkisi (Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi). Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Eryılmaz, A. (2009). Ergenlik döneminde stres ve başa çıkma. Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Dergisi, 6(2), 20-37.
Eskin, M., Harlak, H., Demirkıran, F. ve Dereboy, Ç. (2013). Algılanan stres ölçeğinin
Türkçe’ye uyarlanması: Güvenirlik ve geçerlik analizi. New Symposium Journal, 51(3),
132-140.
Eşel, E. (2007). Aşkın biyolojik ve evrimsel temelleri. Yeni Symposium, 45, 21-27.
Francis‐Smythe, J. A., & Robertson, I. T. (1999). On the relationship between time
management and time estimation. British Journal of Psychology, 90(3), 333-347.
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
78
Gibbons, C. (2012). Stress, positive psychology and the national student survey. Psychology
Teaching Review, 18(2), 22-30.
Graham-Bonnalie, F. E. (1972). The doctor’s guide to living with stress. New York: Drake
Publishers.
Greenberg, S. F. (1984). Stres and the teaching profession. London: Paul H. Brookes
Publishing Co., Inc.
Griffin, R. W. (1990). Management. (Third Edition). Houghton Mifflin Company.
Gunnar, M., and Quevedo, K. (2007). The neurobiology of stress and development. Annual
Review of Psychology, 58, 145-173.
Gümüş, A. E. (2006). Sosyal kaygı ile başa çıkma. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Haynes, M. E. (1999). Kişisel zaman yönetimi. (Çev. Yaşar Bülbül). İstanbul: Alfa Basım
Yayınları.
Heinrichs, M., Baumgartner, T., Kirschbaum, C., & Ehlert, U. (2003). Social support and
oxytocin interact to suppress cortisol and subjective responses to psychosocial
stress. Biological Psychiatry, 54(12), 1389-1398.
Heinrichs, M., von Dawans, B., & Domes, G. (2009). Oxytocin, vasopressin, and human
social behavior. Frontiers in Neuroendocrinology, 30(4), 548-557.
Hoge, C. W., Castro, C. A., Messer, S. C., McGurk, D., Cotting, D. I., & Koffman, R. L.
(2004). Combat duty in Iraq and Afghanistan, mental health problems, and barriers to
care. New England Journal of Medicine, 351(1), 13-22.
Humphrey, L. T. and King, T. (2000). Childhood stress: a lifetime
legacy. Anthropologie, 38(1), 33-49.
İlgar, Ö. (2001). Örgütsel stresin çalışan kadınlar üzerindeki etkileri ve stresle başa çıkma
yolları (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul.
Kai, C., & Yu, C. (2006). Cognitive‐behavioural hypnotic treatment for managing
examination anxiety and facilitating performance. Contemporary Hypnosis, 23(2), 72-
82.
Kara, D. (2009). Eğitim öğretim yaşantısında stres yaratan faktörler ve aile özelliklerine göre
öğrencilerin stresle başa çıkma davranışlarının incelenmesi. Selçuk Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi, 22, 254-263.
Kaufman, C. F., Lane, P. M., & Lindquist, J. D. (1991). Time congruity in the organization: A
proposed quality-of-life framework. Journal of Business and Psychology, 6(1), 79-106.
Kavakçı, Ö., Yıldırım, O., & Kuğu, N. (2010). Travma sonrası stres bozukluğu ve sınav
kaygısı için EMDR: Olgu Sunumu. Klinik Psikiyatri, 13, 42-47.
Konyalıoğlu, A. P. (2013). Bilinçli hipnoz ile sınav kaygısı programının üstün zekâlı
öğrencilerin sınav kaygılarını azaltmadaki etkilerinin karşılaştırılması (Yayınlanmamış
Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Köknel, Ö. (1998). Depresyon-ruhsal çöküntü. İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi.
Lazarus, R. S., & Folkman, S. (1984). Stress, appraisal and coping. New York: Springer.
Macan, T. H. (1996). Time-management training: Effects on time behaviors, attitudes, and job
performance. The Journal of Psychology, 130(3), 229-236.
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
79
Maraşlı, M. (2005). Bazı özelliklerine ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerine göre lise
öğretmenlerinin tükenmişlik düzeyleri. Türk Tabipler Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik
Dergisi, 23(3), 27-33.
McMahon, G. (2011). No more stress!: Be your own stress management coach. Karnac
Books.
Mete, S. (2013). Stres, hormonlar ve doğum arasındaki ilişki. Dokuz Eylül Üniversitesi
Hemşirelik Fakültesi Elektronik Dergisi, 6(2), 93-98.
Neumann, I. D. (2007). Stimuli and consequences of dendritic release of oxytocin within the
brain. Biochemical Society Transactions, 35, 1252-1257.
Newbury-Birch, D., & Kamali, F. (2001). Psychological stress, anxiety, depression, job
satisfaction, and personality characteristics in preregistration house
officers. Postgraduate Medical Journal, 77(904), 109-111.
Özer, A. (2015). “Ben” değeri tiryakiliği. (17. Baskı). İstanbul: Galata Yayıncılık.
Özer, Ş., & Özmen, E. (1999). Posttravmatik stres bozukluğunda hipnoterapi: olgu
sunumu. Düşünen Adam, 12, 24-27.
Petruzzello, S. J., Landers, D. M., & Salazar, W. (1991). Biofeedback and sport/exercise
performance: Applications and limitations. Behavior Therapy, 22(3), 379-392.
Richlin-Klonsky, J., & Hoe, R. (2003). Sources and levels of stress among UCLA students.
Retrieved in October, 2012 from http://www.sairo.ucla.edu/SAIRO.
Romano, A. M., & Lothian, J. A. (2008). Promoting, protecting, and supporting normal birth:
A look at the evidence. Journal of Obstetric, Gynecologic & Neonatal Nursing, 37(1),
94-105.
Rowshan, A. (2000). Stres Yönetimi: Hayatınızın sorumluluğunu almak için stresi nasıl
yönetebilirsiniz? (Çev. Şahin Cüceloğlu). İstanbul: Sistem Yayıncılık.
Sapp, M. (1990). Hypnotherapy and test anxiety: two cognitive-behavioral constructs. the
effects of hypnosis in reducing test anxiety and improving academic achievement in
college students. Australian Journal of Clinical Hypnotherapy and Hypnosis, 12(1), 25-
31.
Say, G., & Müjdeci, M. (2016). Oksitosin ve psikiyatrik bozukluklar. Psikiyatride Güncel
Yaklaşımlar, 8(2), 102-113.
Schneiderman, N., Ironson, G., Siegel, S. D. (2005). Stress and health: psychological,
behavioral, and biological determinants. Annual Review of Clinical Psychology, 1, 607-
628.
Schafer, W. (1987). Stress management for wellness. NewYork: Mc Graw Hill.
Seyhan, N. (2007). Halk-polis karşılaşmasında stres faktörü: stat örneği uygulaması.
(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Sakarya.
Simmons, L. A., Havens, J. R., Whiting, J. B., Holz, J. L., and Bada, H. (2009). Illicit drug
use among women with children in the United States: 2002-2003. Annals of
Epidemiology, 19(3), 187-193.
Siqueira, L., Diab, M., Bodian, C., and Rolnitzky, L. (2000). Adolescents becoming smokers:
The roles of stress and coping methods. Journal of Adolescent Health, 27, 399-408.
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
80
Smith, W. H. (1990). Hypnosis in the treatment of anxiety. Bulletin of the Menninger
Clinic, 54(2), 209.
Soysal, A. (2009). İş yaşamında stres. Çimento İşveren Dergisi, 23(3), 17-40.
Sökmen, A. (2005). Konaklama işletmeleri yöneticilerinin stres nedenlerinin belirlenmesinde
cinsiyet faktörü: Adana’da ampirik bir araştırma. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar
Dergisi, 1, 1-27.
Spiegel, D. (1989). Hypnosis in the treatment of victims of sexual abuse. Psychiatric Clinics
of North America, 12(2), 295-305.
Spiegel, D., & Cardena, E. (1990). New uses of hypnosis in the treatment of posttraumatic
stress disorder. The Journal of Clinical Psychiatry, 51, 39-43.
Sungur, S. (2018). Özel okul öğretmenlerinin zaman yönetimi ile stres düzeyleri arasındaki
ilişki (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri
Enstitüsü, İstanbul.
Şahin, N. H., Güler, M. ve Basım, H. N. (2009). A tipi kişilik örüntüsünde bilişsel ve
duygusal zekânın stresle başa çıkma ve stres belirtileri ile ilişkisi. Türk Psikiyatri
Dergisi, 20(3), 243-254.
Şanal-Karahan, F. (2016). Üniversite öğrencilerinde çözüm odaklı düşünmenin depresyon,
anksiyete, stres ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisi (Yayımlanmamış Doktora Tezi).
Necmettin Erbakan Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Konya.
Tan, S. (2006). Ergenlerde stresle başa çıkma tarzlarının atılganlık düzeyi ve bazı değişkenler
açısından incelenmesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Gazi Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
Tecer, H. (2019). Üsküdar Üniversitesi öğrencilerinin zaman yönetimi becerilerinin
depresyon-anksiyete-stres seviyeleri ile ilişkisi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi).
Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.
Türe, G. (2013). Hazırlık okulu öğrencilerinin zaman yönetimi becerileri ile stres yönetimi
becerileri arasındaki ilişkinin araştırılması: Yeditepe Üniversitesi örneği
(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü,
İstanbul.
Türen, E. (2014). Prenatal anne- bebek bağlanmasında maternal oksitosin, kortizol ve
prolaktin düzeylerinin etkisi ve annenin depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri ile
ilişkisi (Tıpta Uzmanlık Tezi). Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya.
Uvnas-Moberg, K., & Petersson, M. (2005). Oxytocin, a mediator of anti-stress, well-being,
social interaction, growth and healing. Z Psychosom Med Psychother, 51(1), 57-80.
Yamak, B. (2015). Adölesanların fiziksel uygunluk seviyelerinin vücut imajı, benlik tasarımı
ve stres düzeyine etkisi (Yayınlanmamış Doktora Tezi). Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Samsun.
Yaşar, G. (2008). Beden eğitimi öğretmenlerinin okulla ilgili sorunları ve stresle başa çıkma
tarzlarının bazı değişkenler açısından incelenmesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi). Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Adana.
Yıldırım, İ. (1991). Stres ve stresle başaçıkmada gevşeme teknikleri. Hacettepe Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Dergisi, 6(6), 175-189.
AKADEMİKBAKIŞ DERGİSİ
Sayı: 73 Mayıs - Haziran 2019
UluslararasıHakemliSosyalBilimlerE-Dergisi
ISSN:1694-528XİktisatveGirişimcilikÜniversitesi,Türk
Dünyası Kırgız –TürkSosyalBilimlerEnstitüsü,Celalabat –
KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org
81
Zijlstra, F. R., Roe, R. A., Leonora, A. B., & Krediet, I. (1999). Temporal factors in mental
work: Effects of interrupted activities. Journal of Occupational and Organizational
Psychology, 72(2), 163-185.